top of page

Yeteneklerin Buluşmasını Sağlayan Ruby ve Mert Dağdeviren

Öncelikle bize kendinizden kısaca bahseder misiniz? Kimdir Mert Dağdeviren?

Mert Dağdeviren İzmir’de doğup büyümüş bir insan evladı. Çocukluğundan bu yana tiyatro kavramıyla haşır neşir ve son aşkı olan seslendirme sanatçılığıyla yine gençlik yıllarında tiyatro vasıtasıyla tanışmış, sevmiş ve gönül vermiş Makine Mühendisi bir kişidir.


Neden seslendirme sanatçılığı? Nasıl keşfedildiniz ya da kendi kendinizin nasıl farkına vardınız?

Tiyatro oyunculuğu yıllarımda gerek o dönem bulunduğum ilkokul tiyatrosu, gerekse okul dışı kurs, kamp veya etkinliklerde oynadığım oyunlarda oldu bu olay. Ben büyürken aslında kendi sınırlarımı kırabildiğimi fark edince bunları denemekten kaçmadım. Hep daha fazlasını koymaya özen gösterdim ve işin sonunda çevrem ve hocalarım tarafından çok sık bu mesleğe yönelmem gerektiğini duydum. Yönelirsem de asla bırakamayacağımı söylemişlerdi. Başlarda hep kendimce bunun bir şaka olduğunu düşünürdüm ama işin gerçekten farkına vardığımda asla bırakamayacağım bir tutkunun peşinde koştuğumu anladım. Kısacası seslendirme sanatçılığı benim için bir tutkunun ötesi, bir nirvana...


Küçükken sorulan klasik bir soru vardır: “Büyünce ne olacaksın?’’. Hiç aklınıza gelir miydi seslendirme sanatçısı olmak? Ne istiyordunuz ve ne oldu?

Küçükken tiyatro ile içli dışlı değildim elbette. Babamdan dolayı bende gelişen büyük bir otomobil tutkusu vardı. Otomobiller ile de lise yıllarımda içli dışlı oldum. Özellikle dünya çapında önemli bir otomobil markasının Türkiye’de sayısı gerçekten çok az olan bir eğitim laboratuvarında okuma şansına da eriştim. Sanatçı olmasaydım, bu işi de sürdürebilirdim.

Seslendirme sanatçısısınız ve harika bir enerjiniz var. Birileri makine mühendisliği okuyup aslında bu mesleği yapmadığınızı biliyor mu?

Yıllar boyunca görüşmediğim arkadaşlarım hariç çoğu kişi bu işe büyük bir tutkuyla devam ettiğimi biliyor. Bazen tanıdıklarımın beni önerdiği kişilerin bana ulaşması sonucunda önemli firma işlerinde de insanlara yardımcı oluyorum. Türkiye’de herkes istediği veya sevdiği şeyi yapmıyor ya da yapamıyor bildiğiniz gibi çünkü aile faktörü ve sosyal çevre önemli bir etken... Aileniz mühendisliği bırakıp bu yola gönül vermeniz nasıl baktı? Olumlu ya da olumsuz nasıl tepkiler aldınız?

Her Türk ailesinin çocukları adına endişelendiği ya da direkt olarak ortak dert haline getirdiği “kazanç kapısına hızlı bir şekilde ulaşmak” durumu elbette benim ailemin de bana yansıttığı sorunlar ve kısıtlamaları oluşturdu. Bunu zamanla konuşarak bir sonuca vardırsak da ailem hala kazanç sağladığım işime karşı pek pozitif yaklaşmıyor. Bunun tek çözümü var. Tüm ailelere sesleniyorum, özgürlük bu dünyada belirli bir yaştan sonra sona erer, fedakârlık kötü bir şey değildir. Bu yüzden dünyaları rengarenk olan çocuklarınızın mutlu büyümelerini sağlayın. İnanın bu gelecekte de kaliteli bir neslin yetişmesi konusundaki her şeyi yoluna koyacaktır.


Eğer mühendislik mesleğinize devam etseydiniz olacak olan kişi ile şimdi olduğunuz kişi arasında farklar olur muydu?

İnanın olurdu. Daha karamsar, daha bezgin, çabucak kırılıp yaşlanabilecek birisi olabilirdim belki de. Yaptığım iş ile gençleşiyorum resmen. Bu kadar mı fark eder!


Sevdiğiniz ve âşık olduğunuz bu mesleği yaparken sizi ayakta tutan şeyler ne oluyor genelde?

Öncelikle belirtmeliyim ki insanların övgüleri değil. İnsan övgüsü alınabilecek en güzel yorum şekli olduğu kadar en büyük sarhoş edici etkiyi de bünyesinde barındırır. Bu yüzden yaptığım mesleğe âşık olmamın en temel koşulları: rengarenk bir dünyaya sahip olması, özgürlüğü getirmesi, sizin siz olduğunuzu size bile unutturması ve geleceğe bırakacağınız bir mirasınızın olmasıdır.

Konservatuvar eğitimi almamışsınız ama oldukça yeteneklisiniz. Bölümü okumakla bir alakası var mı bir yeteneğe sahip oluşun?

İllaki Konservatuar okumak zorunda değildim ve bu mesleğe başlarken farklı bir alandan başlayıp gelişebileceğimin de farkındaydım. Sizlere de tavsiyem şansınız varsa tiyatroya da yönelin. Ancak her tiyatro kulübü güzel bir eğitim kalitesine sahip olamıyor, bunun için bolca araştırma yapmalısınız.



Dizi ve filmlerde duyduğumuz seslerden hangilerine ses oldunuz şimdiye kadar? Diğer bir soru hangilerine ses olmak isterdiniz? Mesela Fred Çakmaktaş denilince aklımıza Sezai Aydın geliyor…

Bir karakterin sesi olmak gibi bir popülariteye ulaşmak şu an için amaçlarım arasında yok lakin bir karaktere ses olmak isteseydim kesinlikle bu Star Wars serisinden aşina olduğumuz “Jedi Grandmaster Yoda” olurdu. Onu taklit etmeyi, bazen ise onun gibi davranıp yaşlı ve devrik bir yapıda konuşmayı seven bir ihtiyar oluveriyorum.


Türkiye’de seslendirme ve dublaj ne boyutta? Gereken önem veriliyor mu?

Şahsen gereken önemin boşuna verilen paralar, insanların kendi başlarına sarf etmediği kendince halleri ve daha da önemlisi büyüklerimizin de kıramadığı, yıkamadığı duvarları sayesinde kendi içerisinde gereken önem seviyesinin çok ama çok altında olduğunu düşünüyorum. Fakat bu gözle değil de herkesin gördüğü gözle bakarsak şu an 10 puan üzerinden 7 veya 8 olacak şekilde. Yine de dublaj ve seslendirme sektörü Türkiye’de ayakta durmaya ve yeri geldiğinde ise büyük adımlar atmaya devam ediyor.


Ruby Akademi’nin kurucularından aynı zamanda eğitmenisiniz… Ruby nasıl ortaya çıktı? Ona ilham olan neydi? Ruby’de neler yapılıyor, nasıl ilerliyor?

Ruby Akademi aslında bu işi merak eden, öğrenmek isteyen tüm insanlara bilgilerimizi aktardığımız bir platform olmanın yanında günlük hayatımızda nasıl eğleniyorsak o şekilde eğleneceğimiz, projeler çıkaracağımız bir platform da olacaktı. Ancak hayat bazen bizden daha da fazlasını çat kapı yapmamızı isteyebilir. Platform adını rahmetli dostum, biricik köpeğim Ruby’den alıyor. Onu tanıyan çoğu dostumun da bildiği gibi fedakarlığı, sevecenliği, bir arada olmayı ve en önemlisi bu hayatta güzel olan neyi öğrenirsen öğren, neyi hatırlarsan hatırla bildiğin şeyi sana unutturmamayı bize öğretmişti. Şimdi ise yönetim kurulunda beraber çalıştığım arkadaşlarım, eğitmen kadromuz ve öğrencilerimiz ile bu gemiyi denizde tutmaya biz gayret ediyoruz. Dostum huzur içinde uyusun…



Dublaj yapan sanatçıların neden filmlerin sonlarında göremiyoruz ya da fark etmedik? Sanki gölge sesler gibi… Kitabın gölge yazarı ya da oyuncunun dublörü gibi çünkü seslerine aşina olduğumuz hiçbir sanatçıyı tam olarak bilmiyoruz, var ama yok gibi bir çeşit illüzyon sanki.

Bazı yapımlar artık filmin en sonuna 10-15 saniye bile olsa filmde kim, hangi karakteri seslendirmiş ise bunları ufak ufak göstermeye başladı. Ancak bu kültürün daha da yaygınlaşıp olduğu durumdan daha da önemli bir hale getirilmesi gerekiyor. Sanatçıların gölgeler arasında tutulması, yapımların orijinalliğinin bozulmaması adına yapılan bir hareket ve anlık düşünüldüğünde filmi izleyen bir izleyicinin isimlerin kim olduğunu düşünmesi genellikle ilk olarak düşündüğü şeylerden birisi olmuyor. Bu yüzden sanatçılar gölgeler ardında kalıyor.

Dublaj yapmak isteyenler veya bu yeteneğe sahip olup bunu fark edemeyenlere neler önerirsiniz? Nereden başlamalılar, neler yapmalılar?

Hayalinizin ötesine ulaşmaktan asla çekinmeyin, egonuz olmasın ve kötü yorumların karşısında bir şövalye gibi durmayı, onlara karşılık vermek yerine onları çözümlemeyi unutmayın. Güç daima sizinle olsun, yolunuz daima aydınlık olsun. En önemlisi, her konu hakkında çalışmalar yaparak bir şeyleri öğrenmenin sonsuz bir seviyede olduğunu da unutmayın.








Comments


bottom of page