top of page

Toksik İlişki: Sosyal Medya

Sosyal medya surlarla çevrilmiş bir şehir. Neyi görmen neyi konuşman gerekirse ona maruz bırakılıyorsun. Fikirlerinin gerçekten senin mi olduğunu zannediyorsun, yoksa kabul etmek zorunda olduğun meseleler mi var? Oluşan bir kalıp, gündem olan bir taraf, bu ay moda olan o kazak... Önce zihnine, sonra kalbine, en son yaşantına giriyor. Takıntılı toksik bir sevgili gibi. Sosyal medya kullanmaya, herkes gibi düşünmeye, yemeğe ve giyinmeye mecbur bırakılıyorsun. Keşfet dediğimiz çukurda her iki reeldan biri aynı. Önümüze çıkan her iki influencerdan biri aynı kazağın linkini veriyor. Herkes aynı güneş kreminden memnun. Kimse yaşadığı ülkeden memnun değil, herkes Avrupa yolcusu. Şu konuda bir anlaşalım, sosyal medya klavye delikanlılarının olduğu ve yalan söylemeyi seven insanlarla dolu bir yer. Kimse o kadar mutlu değil. Kimsenin eşi o kadar aşık değil. Kimse her sabah limonlu su ve 40 dakika fitness ile güne başlamıyor. Sosyal medyanın pembe panjurlarını kaldır ve insanları seyret. Kimse yansıttığı gibi bir hayat yaşamıyor. Paylaşımları hayalleri aslında, olmak istedikleri kişiler ve yaşamak istedikleri hayatlar.

7 Ekim Saat 10:37 Paris sokaklarında sıradan bir kafede oturuyorum. Önümde soğuk bir kahve. Dibinde kalan kahve acımış. Hafif yağmur çiseliyor. Bunu neden mi söylüyorum. Fikirlerim iki farklı tweet okumaktan değil hayatın en karanlık sokaklarında gül satmaktan edindiğim deneyimlerden çıkıyor. Az önce keşfetime düşen Eyfel Kulesi önünde poz veren kızın hangi şehirde olduğunu düşünüyorum mesela. Yemyeşil özgür bir kule var arkasında. Benim gözlerimin önündeki bu değil çünkü uzaktan yakından benzemiyor. Yanımdaki adam gülen yüzle poz verdi mesela altına kesin "breakfast" yazıp Paris’i konumlayıp paylaşacak. Telefonda ağlayarak ettiği kavgayı bitirince tabii...


11 Ekim saat 14:17 Basel sokaklarında fotoğraf kamerasıyla dolaşıyorum. Heidi buralıymış meğer. İnsanların bundan haberi yok galiba. Koyunların güldüğünü görmüştüm Tweetter’da. Meğer insanlar şehir hayatına boğulup doğayı terk ettikleri içinmiş. Önümdeki kadın iki bayat ekmek aldı. Kocası arayıp “Doğalgaz varken 15 euro olan sobaları 500 euro yapmışlar, çözüm bulalım kış geldi,” diye isyan etti.

14 Ekim Belçika saat 23:00 boş bir bulvarda yürüyorum. Hava ve insanlar soğuk. Medeniyeti aradım meşguldü müsait olunca dönecekmiş. Kısacası şundan bahsediyorum. Ben bir Z kuşağıyım ve sosyal medyanın bana sunduğu pencerelerin yanında kendi tablomu çizmek istedim. Biliyor musunuz, çok da güzel oldu!

댓글


bottom of page