top of page

Nobel Ödüllü, Feminist Yazar Elfriede Jelinek Kaleminden: Aşık Kadınlar

Nobel Komitesi üyesinin “Neşesiz bir kamu pornografisi”, “sanatsal bir yapı olmadan bir araya getirilmiş metinler yığını” eleştirileriyle istifa etmesine neden olan kitap. Sonra okuyanların da eleştirilerine bakacak olursak; ayrıksı, argo, kışkırtıcı, sert, rahatsız edici bulduğu bir kitap. Bence de öyle ve hayret doğrusu. Jelinek ablamız niye hanım hanım yazmamışsa şu kitabı? Şöyle tatlı tatlı, güzel cümleler kursaydı. Kaba etlerimizi yumuşacık, pofuduk yastıklara uzatarak okusaydık…Azıcık empati kurup birkaç duygu tırtıklasaydık kenarından…Karakterlerde kendimizden bir şeyler bulsaydık.

Ah, kız kardeşim Paula, canım Brigitteciğim deyip onları uzaklardaki dostlarımız olarak görebilseydik ve hayatımızın bir parçası haline getirebilseydik. Ama yok, empati kelebekleri gibi uçuşmaktan bir darlanmış Jelinek. Bir düşün yakamdan, savulun demiş, çıtı pıtı eteğini çıkarıp çekmiş 501’leri bacağına. Saçlarını da dikmiş havaya öyle yazmış. Hem de ne yazmış… Elfriede Jelinek bir feminist ama çevirmeninin çivili sandalyeye oturmaya benzettiği bu kitabı yazarken çivileri kadınların pembe popolarına batıracak şekilde yerleştirmiş. Hem de komşularım sesten rahatsız olur mu, kadınların poposu acır mı? “Amanın bana da bu ne vahşi bir kadınmış derler mi?” demeden. Kapitalist ve ataerkil toplum içinde değersizleşmiş, kendi değerinin farkında olmayan geleceğini sadece erkeklere bağlayarak var etmeye çalışan kadınlar Jelinek’in karakterleri… Evlenip sosyal statü kazanmayı hayal eden Leylacıklar…

Eee… Madem ablamız feminist, çivili sandalyede niye kadınlar oturuyor a dostlar? Yazık değil mi onlara? Nasıl oluyor da bir kadın, bir kadın karakteri ile hiç empati kurmadan yazabiliyor? Nasıl oluyor da Jelinek bir defa bile “Ah, kız kardeşim Paula” demeden ve de dedirtmeden yazmayı başarıyor? Çünkü Jelinek, iyi bir satranç oyuncusu. Herkes şaha, ata ve vezire oynuyor. Herkes kapitalist sisteme, ataerkil topluma ve onun pespayeliğine vuruyor zaten. Evet Jelinek de eleştiriyor bunu ama ya piyonlar? Onların hiç mi suçu yok? Hiç mi vurmayalım bu erkekten daha çok erkek aklının kopyası kadın aklına? Bu yüzden, otur bakalım Paula, şu çivili sandalyeye diyor. İyi ediyor. Çevirmeni Anıl Alacaoğlu bu kitabın çevirisi için “Bambaşka bir deneyimdi. Benzer bir kitap gerçekten bilmiyorum” demiş. Ve ben de ekliyorum: Benzer bir kitap bilmiyorum.”


Fotoğraf Emel Keleş

Bu durumda yazarın yazım tekniğinin çok önemi var kuşkusuz. Ve bu tekniğin tuzaklarla doldurulmuş olmasının. Bilindik şekilde karşıdan bir eleştiri yok çünkü kitapta. Sanki kadınlara hak veriyormuş gibi yazmış Jelinek. Bu tuzağa düşenlerin kitabı okumayı iğrenç bulmasının da normal olduğunu söylemiş. “Onlar burada porno karşıtlığı ile uğraştığımızı anlamadı. Bu, pornografi tüketimi ile ilgili değil. Örneğin, kadınların pornografiden sözde zevk almalarını bir şiddet ve güç kurgusu olarak teşhir eden tuzaklarıyla birlikte anti-pornografi hakkındadır ve okumak bir zevk olamaz.” demiş. Tam da bundan sebep zevkle okunan bir kitap yok elinizde. Öte yandan, sıcak bir yakınlık duygusuyla okumayalım diye de elinden geleni yapmış. Bir röportajında diyor ki Jelinek: “Yazarken egomu öldürüyorum.”

“Yazarak kendimi kendimden uzaklaştırıyorum. Çünkü kimliğimin farkına vardığımda ölüyorum, kendimi tanımak istemiyorum. İkinci el yaşıyorum ama şikâyet etmiyorum.” Yazarken kendiyle bile arasına mesafe koyuyor Jelinek. Mesafeli, soğuk, itici evet. Alman basınında onun için: “Beynin kitap okumaktan tamamen farklı kıvrımlarına masaj yapıyor. Arkadan aydınlatmalı metne zorluyor bizi.” Işığı gözümüze tutup kör etmiyor, arkadan tutuyor. Her şeyi loş ışıkta görmeye çalışırken buluyoruz kendimizi. Bu zorluyor bizi. İyi de ne gerek var bu sert dile? İlla böyle mi anlatmak gerek? Kusurlu Almancamla anladığım kadarıyla başka bir kitabıyla ilgili röportajında diyor ki Jelinek: “Yazı masamda, imrendiğim normallik içinde rahat ve hayattan zevk alarak yaşayan insanlara savaş açıyorum.”

Eh... Savaş açan bir kadın var karşımızda. Ondan çiçekli böcekli, güllük gülistanlık bir anlatım biçimi bekleyemeyiz. Kalem değil elindeki mızrak Jelinek’in. Saplayıp çıkarıyor nazik noktalara. Açtığı boşluklardan içeri başka bir bakış üflüyor. Çünkü biliyor Jelinek, savaş yıkıcıdır. İnşa etmeden önce yıkmak gerekir. İşte bu yüzden şöyle bağırıyor Jelinek “Schmuggeln uns in eine neue Zeit hinein“ (BİZİ YENİ BİR ÇAĞA SOKUN!)

Commentaires


bottom of page