top of page

İvan İlyiç'in Ölümü

“Başucumuzda, bütün ordusu, hazinesi, aletleri, vasıtalarıyla
bütün bir devlet nöbet beklese, yine yapayalnız ölürüz;
bir yangın yerinde can çekişen dilenci gibi
yapayalnız ölürüz.”

Necip Fazıl


İvan İlyiç’in son derece sıradan, basit ve bir o kadar da ürkütücü bir hayat hikayesi vardı. İvan İlyiç ailenin en gözde çocuğuydu. Kardeşinin işleri yolunda gitmemiş, abisi de babasının izinden gitmişti. Her zaman çalışkan ve dürüst biri olmuş, ergenliğinden itibaren toplumun üst kademelerine gözünü dikmiş ve bu hedefi gerçekleştirmek için adım adım ilerliyordu. İyi okullarda okumuş, nüfuslu sayılabilecek biriyle evlenmiş, üst kademelerde istediğini almaya başlamıştı. Talihsiz bir kaza yüzünden ölümle yüzleşene kadar hayatı hepimiz gibi yaşamıştı. Kitabın kapağını açmadan önce büyük mahkeme binasında konuşan insanların içinden dedikleri gibi düşünüyorum ;

“Üç gün boyunca gece gündüz acılar içinde kıvranmak, sonra da ölüm… Bu her an benim de başıma gelebilir…” diye düşünüp dehşete kapıldı ama hemen sonra, nasıl olduğunu kendi de anlamadan, tüm bunların onun değil, İvan İlyiç’in başına geldiği, kendisinin başına asla böyle şeyler gelmeyeceği, gelemeyeceği…

Romanda İvan İlyiç’in öldüğü daha ilk sayfada belli olur. İvan İlyiç kesin olarak ölecektir. Romanı okudukça kendimizi aynı kadere ortak hissederek öleceğimiz anlarız. Her kitabı açtığımız zaman İvan İlyiç kendi ölümümüzü hatırlatmak için tekrar ölmeyi göze alır. İvan İlyiç’in cemiyet içindeki yükselişiyle devam eder kitap. Kariyer basamaklarını birer birer çıkarken etrafında arkadaşlıklar kurmuştur. Toplumdaki görevini ona yazıldığı gibi oynamaya dikkat eder. Oyunun dışına çıkmak istemez; hayatı kurallarına göre oynamaya özen gösterir. Kuralların gerektirdiği gibi evlilik yapmış, bu kurallar çerçevesinde arkadaşlıklar kurmuştur. Nizami şekilde yaşamaya devam etmiş, bu yüzden iş hayatında yükselmesi hiç zor olmamıştır.

Toplumdaki görevi hayatının tek anlamı olmuştur. Yaptığı iş dışında bir şey düşünmek istemez. İvan İlyiç evliliğindeki ve hayatındaki bazı sorunları iş hayatını daha yoğun yaşayarak atlatmaya çalışır. Hayatın gerçekliklerinde iyice uzaklaşmıştır.

Koşuşturmalar yüzünden böğrünü pencere koluna çarpana kadar kendi açısından iyi

sayılacak hayat sürmüştür. Bu olaydan sonra yaşamına devam etmeye çalışır ama ağzının tadı kaçmıştır. Doktorlardan medet umarak hastalığına çözüm bulmaya çalışır. Hiçbir şey onu tatmin etmez. Durumu gün geçtikçe kötüleşmeye başlar.


Ailesi ve arkadaşları ondaki bu değişimi hayretle karşılar. Ölüme adım adım ilerlerken

toplumun gözünde İvan İlyiç değişir. Çünkü o ölecektir; diğerlerinin başına böyle bir şey gelmesi beklenemez. Ölüme yaklaşırken onun tek arkadaşı uşak Gerasim'dir.

Hayatının son anında arkadaşlık yapan bu saf gencin toplumdaki görevinden haberi yoktur. Hayatı olması gibi yaşar. İvan İlyiç hasta yatağında kalkarak eski günlerine baktığında, çocukken yaşadığı mutlulukları ve sevinçleri gözünün önüne getirir. İvan İlyiç çocukluktan çıkıp ergenlikle beraber toplumdaki görevine adım attığında aslında gerçekten öldüğünü anlar. Son anlarında toplumdaki görevini ve yaşadıklarının yanlış olduğunu sorgulamaya başlar. Zamanı yoktur; geçmişi değiştiremez. İvan İlyiç aslında toplumdan tamamen uzaklaştığını ve

yaşadıklarının hepsinin yalan olduğunu anlar. Ölüm bütün heybetiyle karşısına dikildiğinde kendini ona teslim eder.

“Bitti! Ölüm bitti… o yok artık!”

Kitabın kapağını kapattığım zaman İvan İlyiç gibi söyleniyorum;

“Ölüm! Evet, ölüm! Hiçbiri bilmiyor, bilmek de istemiyor, acımıyor bile. Vur patlasın çal oynasın! Umurlarında değil, oysa onlarda ölecek. Ne aptalca. Önce ben öleceğim, onlar daha sonra, ama onların da başına aynı şey gelecek. Oysa onlar gülüp eğleniyor. Aşağılık yaratıklar!”



Commentaires


bottom of page