top of page

Deli Asan

Gün boyu düşündüm, köy halkının bana neden “Deli Asan” dediğini bir türlü anlayamadım. Bana ilk defa deli dedikleri anı hatırlamıyorum. Tahminimce karın renginin kırmızı olduğunu söylediğim zaman deli olduğum dedikodusu köyde yayılmıştı. Ben bilmez miyim köy halkı ne geveze! Ne çok şeyi bilirler de bir kendilerini bilmezler.

Güne bakkaldan hızlıca ödünç aldığım gazeteye göz gezdirmekle başlarım. Okuma yazmam pek yoktur. O yüzden ben de gazeteyi elime alır, okur gibi yaparım. Zaten herkes öyle yapmıyor mu? Yaz kış üzerimde aynı giysiler vardır. Sıcaktan da soğuktan da aynı derece nefret ederim. Siyah ya da beyaz yoktur benim için, her şey aynı derecede can sıkıcıdır. Ailem var mı yok mu diye hiç düşünmedim. Kimsesiz olduğumu da düşünmedim çünkü aslında herkes hayatta bir parça kimsesizdir. Muallim Efendi bana kısaca “Hasan” der. Mahalle halkı ise yediden yetmişe "Deli Asan" der. Aradaki farkı anlayabilmek için üç beş sene harcadıysam da henüz kesin bir sonuca ulaşamadım. Muallim Efendi iyi adamdır. Beni ne zaman görse “Haydi soğuk bir şeyler içelim Hasan,” deyip gazoz ısmarlayıverir. İnsanın sevdiği şeyleri bilen birinin olması gerçekten hoş şeydir. Yüksek sesle konuşmayı sevmem çünkü kimse dinlemez beni. O yüzden ben de içimden konuşurum. Hatta bazen içimden o kadar çok konuşurum ki uykuda bile devam ederim konuşmaya. İnsanları dinlemeyi de sevmem çünkü bilirim söyledikleri ve yaptıkları aynı değildir. Sevmediğim o kadar çok şey var ki saymaya başlarsam Trakya’nın bütün ayçiçeklerini saymak kadar uzun sürer. Bazen ayçiçeği tarlalarında uyurum. Ayçiçekleri yönünü ne tarafa dönerse bende o yönde uyurum. Ne var, güneşi her daim görmek sadece ayçiçeklerinin hakkı mı?

Bakkaldan sabah ödünç aldığım gazeteyi elbette akşam geri götürürüm. Ne de olsa ben de en az politikacılar kadar namuslu bir insanım. Bakkal Üseyin nedense param olmadığını düşünür. Bu düşüncesi genelde doğrudur ama her zaman değil. Muallim Efendi bazen bana gazoz almam için para verir. O zaman köyde benden zengini yoktur. Parayı koyarım Üseyin’nin önüne “Ver şuradan bir gazoz!” derim en arsız sırıtışımla. Bilirim ki Üseyin Ağa benden pek hazzetmez. Bir keresinde Manav Aydın’la konuşurlarken duymuştum “Şu Asan’ı gördükçe oğlum olmuyor diye üzülmüyorum be! Onun gibi bir oğlum olmadı diye seviniyorum bile,” deyivermişti.

Köy halkı ise yılın on üç ayı görmezken beni, yılın bir ayında bana öyle iyi davranırlar ki şaşkınlığımı üzerimden atmam zaman alır. Sofralarına buyur ettikleri bile olur. Köyde bana yılın on dört ayı da iyi davranan tek kişi Muallim Efendidir. Bazen bana yeni entariler aldığı bile olur. Öyle kimsenin eski, yamalı entarileri değil. Sadece benim için, yepyeni. Yeni entarilerimi giymem, eskir çünkü. Onları elimden hiç ayırmadığım poşetimin içine koyarım. Deli olduğumu düşünmesinler diye de havanın kararmasını bekler, entarilerimi poşetten çıkartır, eskimesinden korkarak usulca severim. Ah Muallim Efendi hoş adamdır canım, zevkli adamdır. Siyahtan hazzetmediğimi, pembeyi cırtlak bulduğumu, maviyi ise sadece gökyüzüne yakıştırdığımı bilir. Bana sadece sarı renk giysiler alır. Sarı en güzel renktir. Ayçiçekleri arasında sarı giysilerimle uyurken bir olurum onlarla. Sarı giyinmek ayçiçeklerine benzememi kolaylaştırır. Ayçiçeğine benzemek hoşuma gider. Çünkü köyün imamı dediydi ki “Sen normal insanlar gibi deılsin, onlara benzemeyısın.” Ben de o zamandan beridir ayçiçeğine benzemek isterim. Çünkü hepsi aynıdır.

Yeni giysilerimi ilk kez Muallim Efendi’yi uğurlarken giydim. İlk defa o gün anladım kimsesiz olmanın da güzel yanlarının olduğunu. Kimseyi sevmediğim için acı çekmiyor, üzülmüyordum. Muallim Efendi’nin son verdiği paraları cebimde şöyle bir evirip çevirdikten sonra Muallim Efendi ile içmek için bakkala koşup iki gazoz kaptım. Birini Muallim Efendi’nin mezarının başucuna koydum. Kolayı içmeye başladığımda köy halkının acıyan bakışlarla bana baktığını gördüm. Köy halkı o kadar cahil ki ölülerin gazoz içebileceğini dâhi bilmiyor. Eyvah, Muallim Efendi öldü! Şimdi bu cahil köylüleri kim eğitecek?



Fotoğraf Dziana Hasanbekava
Photograph : Dziana Hasanbekava





Σχόλια


bottom of page