top of page

DÜŞÜNCENİN YOK OLUŞU: İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ


“Neden” sorusu tarih boyunca insanoğlunun hep kafasını kurcalayan bir soru olmuştur. Önüne geçilemeyen bir merak ve keşfetme arzusu, geldiğimiz bugünde kâinatın bazı sırlarını öğrenebilmemize sebep olmuştur. Daha yaşadığımız yer kürede bile keşfedilmeyi bekleyen onlarca sırların gizeminde, insanoğlu yanıtını arayan tüm bu sorulara cevap vermeye çalışacak ve bizden sonra gelecek nesillerin kafalarında belki de şu an bizim aklımızın eremeyeceği yeni gizemler belirmiş olacak. Demiştik ya insanoğlu hep merak eder diye ancak bu merak bazen geri kalmış geleneksel düşüncelerin yanında bozguna uğruyor. Şimdi içinizden amma da övdü insanoğlunu bu adam diyeceksiniz ya işte şimdi eleştiri başlıyor.


M.Ö 3. Yüzyılda Mısır’ın İskenderiye kentinde kurulmuş olan antik bir kütüphane vardı. Çoğu tarihçiye göre bu kütüphane insanlık tarihinde meydana getirilen en önemli eserlerden biri olarak görülür. İçerisinde 150 bin adet el yazması eser bulunan bu kütüphane bilimin birçok dalına ışık tutacak bilgiler ile doluydu. Makedonyalı Büyük İskender’in kurduğu İskenderiye şehri onun ölümü ile beraber generallerinden biri olan Ptolemaios’un eline geçti. Ptolemaios savaşı sevmeyen, sınırlarını genişletme hırsı içinde olmayan bir hükümdardı. İşte bundan dolayıdır ki bilime ve sanata çok fazla önem göstermiştir. Sadece kütüphaneyi değil kütüphanenin bağlı bulunduğu müzede yine Ptolemaios tarafından yapılmıştır. Müzede o dönem bilinen tüm bitki ve hayvan kalıntılarının yanı sıra bir botanik bahçesi, matematik, astronomi, fizik, kimya bilgileri için evler ve rasathane bulunuyordu. Dönemin bilim insanları da bu bilgi evlerinde önemli çalışmalar yürütmüştür. Dünyanın düz değil kavisli olduğunu söyleyen, coğrafya biliminin temellerini atan Eratosthenes, Yıldız kümelerinin haritasını çıkarıp parlaklık dereceleri üzerine araştırma yapan Hipparkhos, zorlu bir matematik probleminde bocalayan krala, “Geometri alanında krallara mahsus bir özel yol yoktur” diyen Öklid gibi bilim insanları bunlara örnektir.

Öklid

Şimdi hepinizin aklında aynı soru var: “Peki bu kütüphaneye ne oldu?” İşte işin içindeki düşüncenin insanı nasıl bir farklılığa ittiği konusu tam olarak burada başlıyor. Şehre demir atan gemilerin kaçak mal değil de kütüphaneden kitap kaçırıyorlar mı diye arandıkları, her biri elle yazılmış papirüs tomarlarını dünyanın farklı noktalarından bulup kütüphaneye getiren insanların yanı sıra yine aynı atadan gelen ve aynı tür olan bir başka insan ise bu eserleri hiç düşünmeden kasten yok edebiliyor ve neredeyse 1500 yıl önce öğrenilen ve keşfedilmesi için bir o kadar beklediğimiz birçok sorunun cevabının yıllarca gecikmesine sebep oluyordu. Buna en iyi örnek Carl Sagan’ın Kozmos kitabında mevcuttur. Günümüze kütüphaneden çok az sayıda kalan parçalardan biri olan Astronomi bilgini Aristarkhos’un kitabında, yer küremizin gezegenlerinden bir tanesi olduğuna ve onlar gibi Güneş’in etrafında döndüğüne ve yıldızların bizden çok uzaklarda olduğuna değiniliyordu. İşte İskenderiye kütüphanesinin yakılması, bizim söylenen tüm bu gerçekleri 2000 yıllık bir gecikme ile öğrenmemize sebep olmuştu. Sadece tek bir eserde bile böylesine önemli bilgilerin geleceğimiz konusunda yarattığı zaman kaybını düşündüğümüzde yakılan veya kaybolan diğer eserler için kahrolmamaya imkân yok.


Maalesef yok edilenlerin arasında sadece sanat ve bilim eserleri değil onların yaratıcıları da vardı. Matematikçi, filozof ve astronom olan Hypatia, kütüphanede aralarında farklı dinlere mensup olan öğrencilerine Platon ve Aristo’nun öğretilerini anlatıyordu. Hypatia derslerini tüm halka açmış ve karşıt fikirlerin düşünceyi beslediğini savunmuştur. Adeta bir Orta Çağ karanlığında insanlara aydınlık olmaya çalışan Hypatia kendinden sonra ki birçok filozofu da etkilemiştir. Düşüncelerini özgürce savunan Hyptia dinsizlik ve şeytanlık ile suçlanmış ve İskenderiye piskoposu Cyril tarafından galeyana getirilen kitle tarafından taşlanarak öldürülmüştür. Düşünceye ve akla karşı olan insanlar sadece kitapları değil bu düşüncelerin sahiplerini de yok etmekten geri kalmamıştır. Devrinin çok önünde eserler veren ve bu eserleri gözünü bile kırpmadan yok eden ise yine aynı insanoğludur.

Hypatia

Kütüphanenin tam olarak ne zaman yok edildiği bilinmiyor ancak bilinen şey kütüphaneyi yok eden zihniyetin geri kalmışlığı ve kendi bilinç evrenlerindeki saçmalıkları dayanak göstererek yıktıkları. Savaşı sevmeyen Ptolemaios’un yaptırdığı bu ilim merkezi, hırsına ve inançlarına yenik düşen, kendilerine verilen mesajları yanlış algılayıp birer canavara dönüşen kişilerce yakılmış ve yok edilmiştir. Bana göre daha acı olan ise bu kütüphaneyi tekrar inşa etmek için neredeyse 1600 sene daha geçmesini beklemektir. Yıkılan taş duvarları 2002 yılında tekrar inşa eden insanoğlu, kütüphanenin içinde bulunan her biri çok önemli bilgiler içeren kitapların içeriğini ise asla öğrenemeyecek. İşte o zaman zarar gören şeylerin taş duvarlar değil düşüncenin ve aklın olduğu anlaşılacak.



Commenti


bottom of page