top of page

Çok Yönlü Bir İnsan: Eğitimci, Yazar, Müzisyen Onur Ömer Düzgün


Merhaba sizi tanımak istiyoruz, kimdir Onur Ömer Düzgün?

Merhaba. Ben Onur Ömer Düzgün. Ispartalıyım ama Rize’de yaşıyorum. Sınıf öğretmeniyim. Üniversitede profesyonel olarak müzik ile uğraştım. Eski bir davulcuyum. Şu aralar ney çalıyorum. Müzik ile ilgilenmem öğrencilerimin çok hoşuna gidiyor. Sahne sanatları üzerine eğitimim aldım. Tiyatro oyunlarında yer aldım. Şimdilerde ise zamanımın çoğunu yazmak için harcıyorum. Bildiğiniz gibi kitaplarım var. Bir de proje sorumlusu olduğum kargala.com’da var. Yeni kitaplar haricinde kargala.com’da Onur Ömer’in Karavanı isimli köşem için haftalık dizi, film, tiyatro incelemesi veya müzik üzerine yazılar yazıyorum. Tabii, yazabilmek için okumak da gerek. Okuldan ve diğer işlerden kalan zamanlarımın çoğunu haliyle okumaya ayırıyorum.


Öğretmensiniz ve sormak istiyoruz: Neden öğretmenlik? Sizce bir öğretmen bir insanın hayatını değiştirir mi?

Öğretmenlik benim ortaokuldan beri idealimde olan meslek. “Bir şey olamazsam öğretmen olurum” mantığı ile öğretmen olmadım. “Öğretmen olacağım” diyerek öğretmen oldum. Bu yüzden liseyi de Isparta Gönen Anadolu Öğretmen Lisesi’nde okudum.

Öğretmenlik aşkı ise babamdan geliyor. Babam ortaokulda matematik öğretmenimdi. Okul bahçesinden içeriye girdiğim anda baba-oğul ilişkimiz biterdi. Onun için ben okuldaki bir öğrenciydim. O da okulda benim için matematik öğretmeni. Çevresi tarafından çok sevilen ve sayılan bir insan olduğunun hep farkındaydım ve onun etkisiyle öğretmen olmaya karar verdim.

“Bir öğretmen bir insanın hayatını değiştirebilir mi?” sorusunu örnekler ile cevaplamak isterim. Aslında şimdi verdiğim örnekleri Rize Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Sahne Senin isimli etkinliğinde de anlattım. Birkaç örnek vereyim: Bir öğrencim yemek yapma konusunda çok istekliydi, lokantası olan bir arkadaşımdan onu işe almasını rica ettim ve tatil zamanlarında onların yanında çalışmaya başladı. Şimdi kendisi Çeşme’de güzel bir restoranda şef. Başka bir öğrencim akademik olarak başarısızdı ama elektrik üzerine çok yetenekliydi. Onun da ilgi alanında uzmanlaşmasını sağladık. O da önemli bir şirketin elektrik işlerinden sorumlu. Son örneğim ise resime ilgili olan bir kızım ile ilgili. İlkokuldan beri resim konusunda çok başarılı olan öğrencimin okuldaki kurslara katılmasını sağladım. Ortaokul sonrasında güzel sanatlar lisesini kazanmasına rağmen babası göndermek istemedi. Babası ile büyük tartışmalar yaşadık ama kazanan ben oldum. O öğrencim de şimdi resim öğretmeni.

Kısaca bir öğretmen bir insanın hayatını değiştirebilir. Filmlerden de örnek verelim: Yerdeki Yıldızlar, Ölü Ozanlar Derneği ve Can Dostum bu sorunuza cevap olacak üç güzel film.



Bakıldığında sınıf öğretmenlerine çok iş düşüyor. Bilgiyi alma, verme ve işleme dengesini baz alacak olursak sizce ailenin katkısı ne derece önemli öğrenim işlevinde?
Aile faktörü eğitimde nerede olmalı?

Aile eğitim sürecinde olmazsa olmaz bir unsur çünkü biz eğitimi sacayağına benzetiriz. Sacayağı yani üçayaklıdır. Sacayağının dengesi kusursuzdur. Eğitimin de kusursuz olabilmesi için öğretmen, veli ve öğrenciden oluşan sacayağının unsurlarının tam olması gerekir.

Okulda tahtaya birinci sınıfın ilk gününden dördüncü sınıfın son gününe kadar hep “kitap oku ve öğrendiklerini tekrar et” diye yazarım. Başarı, sistematik planlı çalışmanın yanında okuma alışkanlığının oluşması ve günlük yapılan tekrarlar sonucu kazanılır.

Eğitimde ailenin yeri özellikle çocuğun okul kültürüne uyum sağlarken, evde sistematik çalışma alışkanlığı kazanırken önemli. En önemlisi çocuğun okuma alışkanlığının oluşması sırasında ailenin katkısı gerekli. İlkokulun başlaması ile ilk yıllarda kalıcı hale getirilmesi gereken bu unsurlarda aile çok önemli.

Yoksa günümüzde artık öğretmen bir bilgi kaynağı değil bir rehber niteliğinde. Bizler çocuklara bilgiye nasıl ulaşabileceklerini gösteriyoruz. Bilgiye ulaşan, bilgiyi alan ve işleyenler onlar.



‘’Eğitim ailede başlar.’’ diye bir söz var. Maalesef bu anlamda eksiklik yaşayan çocuklar oluyor ve birey olma yolculuğunda bu onları etkiliyor. Bu eksiklikleri tamamlamak öğretmenlere mi düşüyor sizce ?
Bu konudaki düşünceleriniz neler?

Eğitim ailede başlar. Bence çocuğun ilk öğretmeni annesidir. Güçlü bir toplum yapısı istiyorsak kadınların eğitimi bu nedenle çok önemlidir çünkü bir nesli yetiştirip, toplumun geleceğine yön veren kadınlardır.

Aile konusunda eksiklik yaşayan öğrencilere öğretmenler daha fazla önem verir. Biraz önceki benzetmeyi düşünün. Sacayağının bir tarafı eksik olursa öğretmen dengeyi korumak için daha fazla emek gösterir. Ama nereye kadar? Bu yüzden eğitim sürecinde mutlaka aile de aktif olarak yer almalıdır.


Biraz da şairlik yönünüzden bahsedelim. Ne tür şiirler kaleme alırsınız? Size ilham olan şeyler neler?

Şiir ile amatörce ilgileniyorum. Sanırım kitap ve “kargala.com”a ayırdığım zaman nedeniyle ilham perim küstü. Çok nadir uğrar oldu yanıma.

Şiirlerimin konusu farklılık gösteriyor. Aslında hem şiir yazmayı hem de seslendirmeyi seviyorum. Instagram sayfamda kendi yazdığım ve seslendirdiğim şiirlerimi de paylaşıyorum. Hatta seslendirmem bazı şair arkadaşlarımın da hoşuna gitmiş. Okudukları şiir kitapların içinden sevdikleri şiirleri seslendirmem için gönderiyorlar artık.

Şiirlerinizi kitaplaştırmayı düşündünüz mü?

Şiirlerimi okuyan veya seslendirmemi duyanlar “Hocam sizden şiir kitabı da bekliyoruz,” diyorlar. Bu konuda kendime henüz o kadar güvenmiyorum. Sanırım şiir kitabı için biraz daha zamana ihtiyacım var.


Kitaplar demişken yazmış olduğunuz kitaplardan biraz bahsedelim. Çocuk serileri olarak çıkmış olan Doruk ile Kuyruk, Mistik Konağın Koruyucuları, Mistik Konağın Koruyucuları ve Karanlık Yüseliyor adlı kitaplar. İçeriklerinden biraz bahseder misiniz? Nasıl yazmaya karar verdiniz, nasıl ortaya çıktı bu kitaplar?

Yazarlık serüvenine hiç aklımda olmadığı bir zamanda, daha ortada bir proje bile yokken öğretmen arkadaşımın teşvikiyle başladım. Doruk ile Kuyruk serisinin çıktığı Mavi Deniz Yayınları’nın sahibi Ahmet Küçükaydın beni teşvik etti.

Bir arkadaşım yaylada gezerken sincap yavrusu bulmuş. Sincabın da ayağı sanırım düşme sonrası biraz rahatsızmış. Ben de geçmiş zamanlarda sincap beslemiştim. Arkadaşımın aklına da bu gelmiş ve sincabı hem bakmam hem de iyileştirmem için bana getirdi… Sincabın o muhteşem kuyruğunun etkisiyle Kuyruk ismini verdik. Oğlumun adı da Ali Doruk… Okulda muhabbet ederken “Doruk ile Kuyruk” oldular dedim. Ahmet Ağabey yazarlık eğitimim olduğunu biliyordu. “Doruk ile Kuyruk mükemmel bir çocuk kitabı ismi olabilir. Yazmayı denesene,” demesi ile yazarlık serüvenim başladı. Aslında üniversitedeki hocalarım da çocuk kitabı yazmam konusunda teşvik etmişlerdi. Çocuk edebiyatı konusunda ülkede büyük açık olduğunu söylemişlerdi. O zamanki uğraşım olan müzik ve KPSS dolayısıyla yazmaya cesaret edememiştim.

Doruk ile Kuyruk macera içeren aynı zamanda içi bilgi dolu bir set oldu. Seti yazarken bilgiyi çocuklara eğlenceli bir biçimde vermek istedim. Maceralı konunun içine bilgileri serpiştirdim. Bu gerek çocukların gerek ebeveynlerin gerekse de meslektaşlarımın hoşuna gitti. Doruk ile Kuyruk’a Maceratöner İkili demeye başladılar. Çünkü ikisi maceradan maceraya koşuyor. Hem de bunu ülkemizi gezerken yapıyorlar. Bazen zamanda yolculuk yapıyorlar bazen uzaylı ile karşılaşıyorlar bazen de hazine arıyorlar.

Doruk ile Kuyruk’u yazarken “Bir bölümde de büyük bir konak olsun. İçinde canavarlar olsun ve onlar kaçsın. Sonra Doruk ile Kuyruk onları yakalamaya çalışsın,” diye düşünmüştüm. Sonra bu konunun yazdığım yaş grubuna uygun olmadığına karar verdim. Bende konuyu bir yere not ederek seti yazmaya devam ettim. Doruk ile Kuyruk bitince de not aldığım konuyu detaylıca düşündüm. Böyle bir kitap yazacaksam içerisinde mitolojinin de olması gerektiği kanısına vardım. Mistik Konağın Koruyucuları da böyle ortaya çıktı. Üçleme olarak planladığım kitaplarımın ikisi okuyucuları ile buluştu. Konak üçlemesinin son kitabını ise henüz yazmaya başlamadım. Çünkü on kitaptan oluşan başka bir setle meşguldüm ve o seti daha yeni bitirdim.

Ayrıca şunu da belirtelim. Gerek Doruk ile Kuyruk seti gerekse de Mistik Konağın Koruyucuları kitaplarımı Uzman Psikolojik Danışman Gizem Kolçak sosyolojik ve psikolojik yönden inceledi. Bu yüzden aileler veya öğretmen arkadaşlarım kitapları rahatlıkla alabiliyorlar.



Mistik Konağın Koruyucuları daha çok yetişkinlerin okuyacağı bir kitaba evrildi dediniz. Okuyucuların bu kitap hakkındaki yorumları genelde neler oldu?

Serinin ilk kitabını yazarken ortaokul ve lise öğrencilerini hedef aldım. Pandemi döneminde ise kitabım instagram kitap sayfaları tarafından keşfedildi. Kitabımı yetişkinler de okumaya başladı. Yetişkinlerden en fazla aldığım serzeniş ise “Hocam keşke daha uzun olsaydı,” oldu. Bu uyarıyı dikkate alarak ikinci kitabı yazdım.

Okuyucularımın neredeyse hepsi kitabın “Fantastik bir film tadında,” olduğunu söylüyor. “Kitaba başladığım zaman elimden bırakamadım,” diyenler oluyor. Ben de kitapların bu tatta olması ve akıcılığı sağlayabilmek için çok araştırma yapmıştım. Emeklerimin boşa gitmediğini gördüğüm için seviniyorum. Kitabı şimdi hem öğrenciler hem yetişkinler okuyor.

Kitabımı yetişkinlerin de okuması beni ayrıca mutlu etti. Çünkü ben bir Tolikenistim. Yani Tolkien hayranıyım. O da Hobbit kitabını çocuklar için yazmıştır ama yetişkinler Hobbit’i okumaktan zevk alır.





İlgi alanlarınız oldukça fazla ve çok yönlüsünüz. Böyle bir insanın öğretmenlik mesleğini icra ediyor olması muazzam. Öğrencileriniz bu konuda çok şanslı! Müzik ile de ilgileniyorsunuz doğru mu?

Üniversite yıllarımda müzik ile profesyonelce ilgilendim. Davulcuyum yani bateristim. Grubumuz ile konserler verdik programlar yaptık. Müzik yarışmalarında jürilik yaptık. Solo gitarist ev arkadaşım dostum Gürkan Sarıdaş bir internet sitesi kurdu. Bu sayede İzmir genelindeki çoğu müzisyeni bir araya topladık. Nirvana ve Metalica programları yaptık. Öğlen başlayan programlar akşama kadar farklı grupların sahne alması ile devam etti.

Öğretmenlik hayatıma başlayınca davulumdan uzak kaldım. Malum kolay taşınan veya her yerde çalınabilen bir çalgı aleti değil. Ailemin evinde kaldığı için tatillerde özlem gideriyorum.

Beraber çalıştığımız bir müzik öğretmeni arkadaşım bana ney uzattı. “İlk denemenden ses çıkartıesan hem sana yemek ısmarlayacağım hem çalmayı öğreteceğim’’ dedi. İlk denememden ses çıkartabildim. O da sözünü tuttu. Şimdi bir tane neyim okulda diğerleri evde. Öğrencilerim etkinlik yaparken ben de ney üflerim. Müzik ile çalışmak hoşlarına gidiyor. Nöbetçi öğretmen olduğum zaman da yürürken üflerim. Çocuklar arkama sıralanır benimle yürümeye başlar. Bir nevi fareli köyün kavalcısını dramatize etmiş oluruz.


Son olarak, karavan hayaliniz olduğunu duyduk. Neden karavan? Yolculuk yapmak size neyi ifade ediyor?

Editörümüz Uğur İşçeviren bana kargala.com’un fikrini sunduğunda aklıma ilk gelen konsept bu oldu. Çünkü dizi, film, tiyatro, müzik bazen de gezi üzerine yazmayı düşündüm. Hepsinin farklı bir rotası farklı bir durağı vardı. Bu yüzden Onur Ömer’in Karavanı ifadesi bu konsepte tam uydu.

Zaten uzun zamandır karavanları incelerim. Karavan ile yolculuk yapan, tatil yapanlara hep imrenirim. Burçlar konusunda pek bilgim yoktur. Kova burcuyum ve kova burcunun özgürlüğüne düşkün olduğunu biliyorum sadece. Karavan da benim için özgürlüğü temsil ediyor.

Güzel sohbet için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim. Derginin yayın hayatında başarılar diliyorum. Severek takip ediyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle.


Ek:

Şiir


Mavi bir deniz kenarı

Ay düşmüş üstüne

(senin kalbime düştüğün gibi)

Kimisi yakamoz demiş buna,

Kimisi sevgi….


Ay ne zaman çıksa

Deniz sevinmiş

Var gücü ile çarpmış sahile,

Yokluğunda ağlamış,hırçınlaşmış…


Ama sonra anlamış

“ÖZLEMEK” de sevmekmiş aslında

Veya

Sevginin bir adı da özlem

Denizin dediği gibi…


Sevginin bir adı da özlem…


Comments


bottom of page